içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Kaygılarımız var!

 

Türkiye için öncü, 1930’da kazanılan haklar kadar kıymetli bir adım:     

1 Ağustos 2014'te yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi…

Milli Eğitim Bakanlığı’nın öncülüğünde atılması gereken adımlar,

YÖK’ün başlatıp devam ettiremediği eğitimler,

Sağlık Bakanlığı’nın öfke kontrolleri maddesi ile başlatması gereken sorumluluklar,

Bazen bir gazetecinin sözleşmeye atıfta bulunarak ilginç karşılaştırması,

Bir siyasi partinin Kadın Kolu Başkanı’nın kavram kargaşasında ki yorumu,

Bir milletvekilinin dile getirdiği pişmanlığı,

Algıyı bulandırmak adına söylem geliştirenler,

Öldürülen kadın üzerinden siyasi rant sağlamak adına gayr-ı meşru söylem üretenler,

Eril anlayışta gelişen siyaset aynı anlayıştan beslendiği için artan kadın cinayetleri...

 

Peki bu sözleşme bize ne diyor?

Sözleşme ilk olarak önleyici tedbirlerden söz ediyor. Şiddetin çıkmaya cesaret bulamayacağı bir toplum yaratmak ilk hedef. Sözleşmenin ilk hedefi eşitlikçi bir toplum yaratmaya çalışmak. Toplumsal cinsiyet eşitliğini bütün topluma, eğitimler de dahil olmak üzere her türlü yolla yaymak.
 

İkinci hedef bir öngörü; hemen böyle bir toplum yaratamayabilirsiniz, şiddet eski ve köklü bir sorun diyerek, anlayışlı davranıyor sözleşme imzacı devletlere. Hemen böyle bir toplum yaratamazsan, tehdit söz konusuysa, kadınları etkin, aktif koru diyor.Yani bizim için 6284 sayılı kanunu tam uygula diyor.
 

Üçüncü adım biraz daha koruma amaçlı... Önleyici bir toplum yaratamadın, kadını korumak istedin ama koruyamadın; ola ki bir kadın zarar gördüyse, o zaman en azından etkin kovuşturma yap ve etkin ceza sitemi olsun, adaleti sağla.
 

Son aşamada, sözleşme artık anlayışlı değil, talepkâr!

Bunları yapıyorsan bile yetmez, bana kadınları geleceğe dönük nasıl güçlendireceksin, onu göster diyor. 

Kadını güçlendir diyor! 

Sözleşme uygulanmadıkça ne mi oluyor?

F.B.V masum bir evlat iken annesi Emine Bulut’un boğazının kesilerek ölümüne şahit oluyor.

On üç yaşındaki bir kıza yirmi sekiz kişi tecavüz ediyor ve Mardin 1.Ağır Ceza Mahkemesi kızın rızası vardı diyebiliyor.

On altısında evlenen, on sekizinde bebeği ölü doğan Melek Karaaslan eşi ve ailesi tarafından üç ay boyunca şiddete mağruz kalıp otuz kiloya düştükten sonra yürüyemez hale geliyor ve tedavi altına alındığıhastanede ölebiliyor.

Dilek Yardım koruma kararı olmasına ve polise sığınmasına rağmen;eski eşi ve çocuklarının babası iki ve üç yaşındaki kendi kızlarınıöldürebiliyor.

Yirmi dokuz yaşındaki Kasım Demirtaş, on altı yaşındaki Amine Demirtaş’ı bir hafta boyunca pense,tahta ve plastik sopalarla işkence ettikten sonra vücuduna su dokup elektrik vererek öldürüyor ve mahkemeden iyi hal indirimi alabiliyor

Kaygılıyız!

Hangi sebep yukarıdaki insan hayatlarından daha önemli de bizler hala her gün en az bir kadını kaybeder, altina imza attigimiz sözleşmeyi uygulayamaz hale geldik bilmiyoruz. Yardım çığlıklarımız şen kahkahalara dönunceye, iyi hal indirimi kaldırılıncaya, İstanbul Sözleşmesi uygulanıncaya kadar kaybettiğimiz bütün kadınlar ve onların geride bıraktıkları evlatlar için mücadele etmeye devam edeceğiz.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI